In The Name Of Allah  Thursday, March 18, 2010  

     

Hot Topic


Most Visit Topic

Soru sayısı : # 5500
Cevaba Puan veriniz:
Sorunun Gönderiliş Tarihi: Wednesday, June 17, 2009
Sorunun Cevap Tarihi: Wednesday, June 17, 2009
İsim : -
Private
Ülke : -
konuları: Ahlak --> Pratik Ahlak
Cevaplayanın ismi: The Porch of Wisdom Institute
Arkadaşına Gönder

Allah’ın, amellerimize ihtiyacı olmadığı anlayışı dikkate alınarak şöyle deniliyor: Amellerimiz kendimiz için midir; Yani imamların (a.s) amelleri de imamların kendileri için miydi? Bu inanç ve anlayış amellerimizi boşa götürmez mi? İkinci olarak, bu mesele Hz. Ali’nin (a) "Tek bir grubun ameli Allah içindir" anlamındaki sözüyle bağdaşlaştırılabilinir mi?
Başka bir beyanla, bildiğimiz gibi Allah'u Teâlâ zengin ve ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla ibadetlerimiz, "kendimiz ibadetlerimize muhtacız" şeklinde gerekçelendiriliyor. Hal böyle olunca burada şöyle bir soru sözkonusudur: Yapılan bütün ibadetler, zikirler, ameller, Allahın karşısında ayakta durmalar, hamdü senalar zati itibariyle kendimiz için ve birer vesile midir? Doğrusu "ben/kendi" kelimesi beni rahatsız ediyor. Hakikatten ibadetin tatlılığını kaçırıyor. Bilmiyorum... İmamların amelleri ‘de kendileri için miydi? kendi manevi konumlarını yükseltmek için miydi?! Bu (anlayış) iyi değil ve güzel görülmediği gibi insanı da rahatsız ediyor. İmam Ali (a) "Bir grup cehennemden korktuğu, bir grup cennete âşık olduğu ve bir üçüncü grup'ta bizatihi Allah için ibadet ediyor" demiştir. O’nun bu sözünün anlamı nedir?
İlk iki grubun ibadetleri kendileri için olmalı değil mi? Zira onların mertebeleri daha düşüktür, gerçekten böyle ise, Allah zengin olduğu halde, üçüncü grubun durumu ve ibadetlerinin anlamı nedir?


Allah'u Teâlâ, hikmet sahibi olup anlam ve hedefsiz her hangi bir şeyi emretmediği kesin olduğu için, biz insanları, yerine getirmekle mükellef kılıdığı ibadetlerin esersiz olmayıp bazı faydalara haiz oldukları kesindir. Diğer taraftan Allah'u Teâlâ, zati itibariyle zengin ve bu ibadetlere ihtiyacı olmadığı hasabiyle, bu ibadetlerin faydası Allah'ın kendisi için değil, bir başkası (yani ibadet edenin kendisi ve diğerleri) için olması da açıktır.

Bu eser ve faydaların, bizim ibadetlerden beklediğimiz hedefle bir aykırılığı yoktur. Yani her ne kadar kendini yetiştirmiş (tezkiye etmiş) bir insan yanlız Allah için ibadet etse de, bu hedef onun yerine getirdiği bu ibadetten kendisine bir fayda gelmesi meselesiyle aykırılık arz etmez.

Bireylerin ibadet etmekteki hedefleri onların fikir türüne, bilinç ve bilgi derecesine bağlıdır. Marifet ve bilincin zirvesinde yer alan İlahi Peygamber ve Masum İmamlar (a), ilahi ibadet bağlamında en yüksek hedefe sahiptirler. O hedef Rablerinin lütuflarına karşı şükür ve rubübiyet makamına yakışır bir amelde bulunmaktır. Hedefin yüksek olduğu oranda, yapılan ibadetten, ibadet eden kimseye ulaşan faydalar da o kadar fazla ve güzeldir.

Başka bir anlayışla insan, ilahi ve nefsanî olmak üzere iki yönlü bir varlıktır. Bu cihetle insan hakiki ve mecazi olmak üzere iki "ben"e sahiptir. İslami anlayışta insanın, kendi hayvani ve nefsani (mecazi) boyutu doğrultusunda göstermiş olduğu devinim ve çalışması yerilmiş ve kınanmıştır. Gerçek ve hakiki olan "ben" boyutunu yükseltmek doğrultusunda göstermiş olduğu devinim ve çalışması ise, gerçekte Allah için ve Allah yolunda olduğu kabul görülmüştür. İnsan, ibadet etmekle kendi ilahi boyutunu yükselterek, Rabbine yakınlaşmayı hedeflerse, onun ibadetleri tamamıyla Allah için yapılan ibadetle aynı yöne ve istikamete girmiştir. Zerre miktarı kadar bile ilahi istikametten sapmış ve eğriliğe kaymış değildir.



  


Comments :